![]() |
Görünenin içindekileri görmek..... |
![]() |
![]() | |||
Başarı...Tarih: 23:42 on 28/11/2009
Önceleri çekinerek başladı her şey... Biz tecrübeli olduğumuzdan üzerimizdeki heyecan yükünden kurtulmayı başarıp sahneden yükselmeye başlamıştık bile... Ama bir problem vardı sanki.. Yeterince reaksiyon alamıyorduk bizi çok net gören fakat yine de aynı netlikte göründüklerini zannetmekten vazgeçmeyen kişilerden... Baktık olmuyor, biz de saldık kendimizi... Yıllarca ne için okumuştuk, ne için toz yutmuştuk, savaştığımız değerler nelerdi? Karşımızda öylece hareket etmeden oturan, adeta pasifize olmuş topluluğun iki elinin sesine bırakmıştık kendimizi. Tüm değerlerimizi bir kenara kaldırıp daha çok alkış almak için, en ağır mimikleri, en kaba kelimeleri ve en basit esprileri peş peşe sıralamaya başlamıştık. Salondaki uğultu yükseldikçe içimizdeki açgözlülük daha da bastırılmaz bir hale geliyordu. Buna karşılık seyirci de kahkaha dalgasının içinde boğuluyordu, hatta bazıları dalga çukurunu yakalayıp bir sonraki büyük kahkaha için ciğerlerine bolca nefes doldurmayı bile akıl ediyordu. Delirmiştik, adeta kendimizden geçmiştik. Sahnede yıllarca karşımızdaki kişinin oyununu büyütmek için eğitim almış bizler, havada uçuşan kahkahalardan birazcık daha fazla nemalanmak amacıyla birbirimizin oyununun üstüne basa basa hareket etmeye başlamıştık. Oyun nihayete erdiğinde dakikalarca ayakta alkışlandık, yer gök inliyordu adeta, salon temaşadan yıkılıyordu. Başarmıştık...
Yorum (0) | Yorum yaz! | Bağlantı
Kendimizi bir kez daha kandırmayı, başarmıştık... Kör...Tarih: 14:51 on 3/9/2009
Elimde 15 santime 5 santim dikdörtgen boyutlarında bir düzine kadar piyango bileti vardı. Aslında biletlerin 3. boyutu da mevcuttu. Fakat derinliği 1 milimden bile az olan şeylere yapılan haksızlık o kadar kanıksanmıştı ki uzun zamandan beri kağıtların tamamı 2 boyutlu olarak algılanıyordu. Ne büyük zulüm. Eğer benim gözlerim görüyor olsaydı o boyuta gereken hakkı verirdim. Hatta çoğu zaman içimden yeminler ettiğimi dahi hatırlıyorum. Genelde bu yeminlerin çoğunluğunun sonu yaradana yalvarmalarla sonuçlanırdı. İnsanları daha iyi duyabilmek adına boynumu hafifçe sağa, sola ve yukarı kırdığım için dışarıya yansıyan imajımda hep gökyüzüne yönelmeye çalışan bir insan silüeti vardı. Belki de içimdeki ruhun vücudumun kaslarına yansımasıydı bu. Emin değildim. Aslında bir çok şeyden emin değildim. Belki şaşıracaksınız ama kör olduğumdan bile emin değildim. Etrafımdaki insanların hepsi bana göremediğimi söylüyorlardı. Nereden emin olabilirdim ki? Belki de bana karşı oynanan kocaman bir oyunun içindeydim. Belki de geçmişte, benim hatırlayamadığım bir zamanda çok büyük bir suç işlemiştim ve onlar da beni cezalandırmak için bana karşı bu müthiş oyunu planlamışlardı. Belki etrafımda dönüp dolaşanlar hep aynı kişilerdi. Belki de dünya o kadar da büyük değildi. Nasıl emin olabilirdim, nereden bilebilirdim, kime güvenebilirdim? İnsan hiç kimseye güvenmese de kendine güvenir, en azından kendine güven verir. Ben kendime bile güvenemiyordum, varın artık gerisini siz düşünün. Aslında piyango bileti satıcılığı benim ideal mesleğim değildi. Aslında ben bir ses mühendisi olmalıydım. Yanımdan hızlıca gelip geçen insanların konuşmalarına kulak misafiri oldukça seslere karşı olan hassaslığınız da bir o kadar artıyor. Uzunca bir süredir bu durumun farkındaydım. Hani bazı şeylere bakarsınız, gözünüz gerekli sinyalleri beyne gönderir, fakat siz bir türlü karşınızda duran devasa bir nesneyi göremezsiniz ya, işte bu durumun tam tersini düşünün. En ufak seslere dahi dikkat kesilebilen bir bünye. Bu seslere odaklandıkça kulaklarınızın büyüdüğünü bile hissedebilirsiniz. Zaten bu yüzden bütün körler kendilerinin çok çirkin olduklarını düşünürler. Herkesi de yalancı olarak gördükleri için (çünkü hiç bir şeyden emin olamazlar, doğuştan paranoya bu olsa gerek) bunun aksini söyleyen kimseye de inanmazlar. Obez...Tarih: 12:15 on 29/8/2009
Sürekli parmaklarıyla oynuyordu. Artık siparişinden başka bir şey düşünmeyi başaramıyordu. Birazdan masaya gelecek olan yemekleri hayal ediyor, ettikçe sabırsızlanıyor, sabırsızlandıkça parmaklarıyla daha çok oynamaya başlıyordu. Gözleri tek bir noktaya odaklanmıştı.
Yorum (1) | Yorum yaz! | Bağlantı
Restoranda yalnız başına oturan birinin odaklanabileceği tek nokta oturduğu masanın tam orta noktasıdır. Yalnızlığın tanımını yaparmışçasına dostunuz olan tek molekül büyüklüğünde bir nokta... Varla yok arasında, fikir bulanıklığına bulanmış halde öylece bakakaldığınız bir nokta. Üzerinde kahverengi bir tişört vardı. Hiç sevmediği fazlalıklarını birazcık da olsa eksik göstersin diye altına en siyah pantolonunu giymişti. Fazla kiloları artık o kadar çok gözüne batmaya başlamıştı ki... Bu yüzden siyahın tonlarını bile ayırt edebilecek bir duyu kalitesine ulaşmış olmasına şaşırmıyordu artık. Neden şaşırsındı? Bir obez olarak hayata tutunmaya çalışırken bu üstün çaba esnasında örümcek adama dönüşse bile şaşırmazdı. Yaşadıkları ve katlanmak zorunda oldukları hesaba katıldığında gerçekten de insan üstü bir çaba sarfediyordu. Sırf bu yüzden insanlıktan çıkmış gibi görünüyordu. Her şeyin bir nedeni vardı, evet. Onun da böyle olmasının bir nedeni vardı belki. Belki değil, kesinlikle vardı fakat içinde bulunduğu durum itibariyle artık geçmişin önemi kalmamıştı. Şimdiki zaman o kadar acımasızdı ki geçmiş ve hatta yaşanmamış gelecek bile onun zalim ellerinde sürekli can çekişir vaziyetteydi. Acı kendini hep aynı biçimde ortaya koyuyordu. Açlık... Bazen katlanılmayacak kadar şiddetli, bazen de sadece bir mide kazıntısı olarak ortaya çıkan fakat şiddeti ne olursa olsun sürekli devam eden bir açlık. Parmağınıza sürekli bir iğne batırıldığını düşünün... Ne zaman bir şeylerden zevk almaya başlasanız, ne zaman bir karar verseniz, ne zaman başka bir şeye odaklanmaya çalışsanız şiddetlenerek hep önde olmaya çalışan sızı şeklinde bir ağrı. Sürekli ilgi isteyen fakat ilgilenseniz de bir türlü tatmin olmayan, bunca şeye rağmen yine de peşinizi bırakmayan, bıktıran sadık bir sevgili gibi. Ne büyük bir kabus... Ve kabusun sonu... En büyük boy hamburger menü... Yanında olmazsa olmaz kola... Afiyet olsun... Tutmayacak Fikirler - 2Tarih: 11:03 on 23/8/2009
Yolda yürüyorsunuz... Geceninin bir yarısı... Yani saat 0130 suları... Yolda kimseler yok. İçiniz efkarla doldu. Elinizi cebinize attınız. En sevdiğiniz marka sigara paketinizi açtınız. Eskisi 1 saat önce bittiği için şimdi en sevdiğiniz sigara paketiniz o. İçinden bir sigara aldınız. Dudaklarınızın arasına sıkıştırdığınız anda tütünün o muhteşem kokusu aldığınız nefese karışarak burnun her ayrıntıyı kullanan mükemmel reseptörleri tarafından beyninize ulaştırıldı. Hazzın pekişmesi için aceleyle elinizi cebinize attınız. O da nesi...Çakmağınız yok. Edilen küfürlerin de haddi hesabı yok.
Yorum (0) | Yorum yaz! | Bağlantı
Ama neyseki aldığı paket bir sosyal sorumluluk projesi adına geliştirilmiş içinde çakmak olan sigara paketlerinden biri. Çakmağı paketin içine sokmak için 5 adet sigaranın çıkarılmış olması da sağlığının üzerine sürülmüş ballı kaymak gibi. Yaşasın içinde çakmağı olan, saigara adeti azaltılmış sigara paketleri... mi diyorsunuz içinizden? Hiç sanmıyorum. Yok, yok kesin tutmaz... Tutmayacak Fikirler -1Tarih: 10:37 on 23/8/2009
Yazın sıcağında, herkesin harıl harıl su aradığı, acaba daha soğuk ne olabilir ki sorusunun kafalarda dönüp dolaştığı anlarda lahmacun satmaya çalışmak. Lahmacunun kendisi bile alışveriş isteğini miğde bulantısına dönüştürmeye yeterken, satış işlemini arkasına kasa bağlanmış, 10-20 km süratle giden bir motosikletin üzerindeyken 'Lahmacuuuuuuuunnnnnn!' (Dopler olayı:D) şeklinde nidalar çıkararak yapmaya çalışmak. <- | Sonraki Sayfa -> |
|||
![]() |